• Çiğdem Sevimli

Gülo: Bir Direnişin Hikayesi

Güncelleme tarihi: Kas 12



"..ben eve çıktım

baktım ki gulo evde yok

oturdum ve ağladım,

gulo, aman gulo…"













Yukarıdaki sözler, 1890'larda ailesinden zorla alınıp, kaçırılan Ermeni Gülizar'ın acısını, yıllar sonra yüreğinde hissedip kaleme dökerek seslendiren Lilit Pipoyan'a ait.


Gülizar, Muş'un Khars (Güneyik) köyünde yaşayan, halk arasında Miro olarak da bilinen Mihran'ın yeğeniydi. Gülizar'ın dedesi Egop ise, köyün sakinlerinin sevip saydığı, nüfuzlu biridir.


Gelininin erken vefatı üzerine torunu Gülizar öksüz kalınca, tüm aile, büyük bir sevgi ile onu büyütür.


Gülizar'ın yetiştiği dönemde Muş-Bitlis bölgesinde, Ermeniler ve Kürtler yoğun içiçe yaşamaktaydı. Bitlis ili, Kürt Mirza Beg’in hükmü altındaydı. Ölümünden sonra oğlu Musa Beg yönetimi ele alır ama bu dönem, yeni bey, halka yaptığı zulümlerle hafızalarda yer eder. Özellikle de Ermeni sakinlere…


O günlere kadar Kürtlerle sorun yaşamadan, barış içinde yaşayan Ermenilerin için Musa beg’in dönemi bir miladın başlangıcı olur. Begin emriyle düğünleri ve evleri basılıp, malları talan edilmeye başlar.


Sırtını dönemin Türk hükümetine dayayan Musa Beg, Ermeni çiftçileri

soymakla kalmaz, onlara görülmemiş kötülükler yapıp, onurlarıyla

oynamaya da başlar.


Khars köyünde yaşayan Gülizar'ın güzelliğini duyan beg, onu gözüne keser ve kardeşi Perişan Xan'ı, Gülizar'ı istemeye Egop'un evine gönderir. Ancak aile Gülizar’ı, Ermeni halkına zulmeden Musa Beg'e vermeyeceğini haberini Perişan Xan ile beye iletir. Bu yanıt, beyin gururuna dokunur ve zorla da olsa, istediğini almak için harekete geçer.


1889 yılının ilkbaharında, Paskalyayı izleyen pazartesi gecesi, köyde kandillerin söndüğü, herkesin uyumaya hazırlandığı sırada, köpekler havlamaya, başlar. Köpek seslerine onlarca atın ayak ve kişneme sesleri eklenince, tüm köylü yataklarından kalkarak endişeyle olan bitene anlam vermeye çalışır.


Musa Beg, 150 adamıyla Miro’nun evini kuşatır ve Gülizar’ı zorla ellerinden alarak kaçırır.


Musa Beg, dinin ona hak olarak tanıdığı dört kadınla evlenme imtiyazını kullanmıştır. Yöredeki şeyhler, dört kadının üzerine beşincisini dine aykırı olduğunu bu yüzden Gülizar'la evlenemeyeceğini söylediğinde bile vazgeçmek istemez ve kendince meşru kılıf arayışına girer. Bunun üzerine Gülizar’ı erkek kardeşi Cezahir’e nikahlar. Bununla da yetinmez, Gülizar'a müslüman olması, kendi adetlerine göre giyinip kapanması için baskı uygulamaya başlar.


Tüm bunlar yaşanırken, Gülizar'ın ailesi de, kızlarını geri almak için kapı kapı dolaşıp, Abdülhamit döneminde derin devletin bir ayağı gibi de tanımlanabilecek ağaların birinden rica minnet yardım ister. Padişaha uzanan bu kanal ile aile Musa Beg’e dava açma talebi kabul görür.


Mahkeme Gülizar'ı da dinlemeye karar verir. Eğer Gülizar mahkemede, "Beni zorla kaçırdılar, zorla müslüman yaptı" derse, ailesine geri verilmesi yönünde karar verilecektir.


Musa Beg’in, Gülizar’ı zorla kaçırdığı bölgede ses getiren bir olaydı ve inkar gelinmez bu gerçeklik için Musa Beg’e celp gider, yargılaması için İstanbul’a çağrılır.


Bu dava, özellikle yurt dışında Osmanlı’nın, Ermenilere yaptığı zulmün sembolü olarak da görülür ve rapor yazmak amacıyla, yargılamayı izlemek üzere yurt dışından farklı kesimlerden birçok yetkili isim de gelir.


Mahkemede, Gülizar'ın kaçırılma olayı dışında, Musa Beg'e

bölgede Ermeni halkına yaptığı zulümler de sorulacaktır çünkü bu konuda begin aleyhine çok sayıda şikayet gitmiş ve buna şahitlik etmeye hazır onlarca tanık sıraya girmiştir..


Musa Beg'in bu zulümlerinin Osmanlı hükümeti tarafından bilindiği, özellikle Bitlis Valisi tarafından desteklendiği, en çok dillendirilen iddiaların başında gelir. Bu nedenle mahkemeden Musa Beg’in aleyhine çıkacak mahkumiyet kararı, Osmanlı hükümetinin intibası için de kötü bir puan olacaktır. Duruşmayı izleyemeye gelen yabancı hükümetlerin temsilcileri de olduğundan, böyle bir karar, Osmanlı Devleti’nin bölge halklarının haklarını gözetmediği, yönetmede eksik kaldığı veya bazı konularda bilerek müdahale etmediği kanaati hasıl olacaktı.


Gülizar, mahkeme salonunda hakimin sorularına yanıt vereceği zaman "Kaçırıldığım gün neysem, babamın evine öyle dönmek

istiyorum! Beni bu zulümden kurtarın!" diyerek zorla içine sokulduğu örtüleri atarak hiçbir zaman müslüman olmadığını ve Ermeni gibi yaşayacağını haykırır.


Ama bu haykırış, mahkemeden çıkacak karara etki etmez. Musa Beg’in zulmüne sessiz kalan hükümet, onu yargılarken de kayıtsız kalır, mahkeme, tüm suçlamaları reddeden Beg’e ödül gibi bir ceza çıkar ve Mekke’ye 1 yıl sürgün edilir.


Gülizar ise ailesine teslim edilir.


Kaynaklara göre, yine Bitlis Valisi’nin desteğiyle, Musa Beg kısa bir süre sonra ülkeye geri döner ve Sultan Abdulhamit tarafından Hamidiye Alaylarından birinin başına getirilerek taltif edilir.


Gülizar’ın direnişi o dönem çok yankı uyandırır. Duruşmayı izleyen birçok yabancı heyet, Osmanlı Devleti’nin Ermeniler üzerindeki Kürtlerin baskısının devlet destekli olduğunu raporlarına kaydeder.


Bu dava, sıradan bir adli vaka olmadığı gibi, hem Gülizar’ın mücadelesinin hem de mahkemeden çıkan kararın siyasi sonuçları da ağır olacaktır. Yargılamada izleyicilere kötü bir görüntü vermemek adına Musa Beg aklanınca, Ermeni halkının Osmanlıya olan güveni de zedelenir. Adaletin devlet eliyle tecelli etmeyeceği inancı Ermeni vatandaşlar arasında hakim olmaya başlaması üzerine, bu ve bunun gibi nedenlerden ötürü Ermeniler siyasi birlik için dayanışmaya başladığı öne sürülür.



Mahkemeden sonra 1892 yılında Keğam Der Garabedyan ile evlenip İstanbul’a yerleşen Gülizar’ın iki çocuğu olur. Kızı Armenuhi Fransa'ya yerleşince, Gülizar bir süre kızının yanına gider ama orada yaşamak istemeyince İstanbul’a geri döner ve 1974 yılında hayata veda eder.


Gülizar’ın ve eşi Keğam’ın mezarı, Şişli Ermeni mezarlığında Muşlu Ermenilere ayrılan bölümde bulunuyor.


Kızı Armenuhi Kevonyan, annesi ölmeden, hayat hikayesini ona anlattırarak kaydeder ve yazıya döker. Annesinin hayat hikayesini ‘Gülizar’ın Kara Düğünü’ adıyla kitaplaştırır.


Gülizar’ın başına gelenler, bugün kimsenin şaşırtmasa da, yaşadığı günün şartlarına göre çok sıra dışı ve güçlü bir kadın profili olarak öne çıkıyor.


1800’lerin Osmanlı Devleti’nde, devletin gücünü arkasına alan zorba bey tarafından kaçırılıp tecavüze uğrayan Ermeni azınlıktan genç bir kızın, din değiştirmeye zorlanması, tüm bunlara karşı direnmesi, yaşadığı zulmü kabul etmeyerek mücadele etmesi, İstanbul’a kadar mahkemelere gitmesi, hakimin huzuruna çıkıp başındaki örtüyü atarak zorbalığa karşı haykırması, zorun temsili olan Musalara başkaldırması, mücadelesi

bugün hala Khars köyündeki kadınların kız çocuklarına anlattığı hikayelerin başında geliyor.


Aradan yüz yıl geçse de devletin gücünü arkasına alan başka Musaların, hala kız çocuklarına tecavüz edebiliyor olması, ne yazık ki zulmün farklı vücutlarda yine aynı anlayışla devam ettiğini kanıtı gibi önümüze çıkıyor.


‘’…senin yüreğin beni kavuruyor,

gulo, aman gulo

gulo eve çıktı

bana el ettiği yere gittim...

...ama beni tanımıyormuş gibi numara yaptı,

gulo, aman gulo…’’




241 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör